18 Temmuz 2013 Perşembe

Veltiosete (ya da zihinsel dışkıların arıtılma süreci üzerine)


Yaşarken, beslenmek şart, maddi -manevi. Ağzıma giren her lokma, sindirim sistemimden geçtikten sonra çıkar anüs’ten. Lokmaları da o anki iştahıma ve önüme gelene göre seçerim. Yediklerimle beslenir vücudum, algılarımla beslenir beynim. Fiziksel dışkı malum, zihinsel dışkı nedir? Nerdedir zihnimin anüs’ü? Nerden çıkar atıklar? Bence ağız’dır zihinsel anüs. Ağız, fiziksel sindirimde ilk sıradayken, zihinsel sindiriminde son sıradadır. Dışkılamaktır konuşmak, keşfedebildiğim kadarıyla da ‘dönüşümsel’ işlevleri vardır zihinsel atıkların toplum üzerinde:

Ağız yoluyla (oral trakt’dan) atılan zihinsel dışkı’nın işlevleri:
(ucundan Vikipedi kaynaklı)

1. Doğrudan besleme:

1a. Koprofagia (dışkı yeme): Zihinsel koprofil insanların beslenmesine yarar. Bok böceği gibi. Zihinsel koprofillere sık rastlarsın sokakta, hızlı hareket ederler, yüzeysel arkadaştırlar, dedikoducudurlar, sözlerinden ne kapabilirlerse kapıp giderler, sonra yetişmeleri, beslenmeleri gereken başka lağımlar vardır, oralara uçar giderler. Günden güne hayatları, belki haftadan haftaya, aydan aya, yıldan yıla, ancak asla seninle aynı zaman diliminde yaşamazlar. Besleneceği kadar beslenir senden manevi sinekler. Zaruri bir görevdir onları beslemek.

1b. Gonimopoisi (gübreleme): Zihinsel toprak insanların beslenmesine yarar. Derin dinleyici. Ondan çok tatmin edici ve sessiz bir teşekkür gülümsemesi alırsın, ağzından çıkan lafların karşılığında. Fazla cevap vermez, susarlar daha çok, sanki anlayışla. Ne kadar dışkı dahi olsa sözlerin, onları ağzından çıkarmakla önemli bir görevi tamamladığını düşünürsün zihinsel toprağın yanında. Gübrelemişsindir zihinsel toprak insanı. Birkaç ay sonra da, tarladan toplayabilirsin yetişmiş domates, kabak, patlıcanları. Ulvi ve uzun vadede geri dönüşü olan bir görevdir onları beslemek.

Dışkı yiyen ve gübrelenen insanlarla sohbet etmeyi o kadar da çok istemem. Konuşmak, ne kadar tatmin edici de olsa, en azından gübreleme, ne kadar değerli bir görev de olsa, konuşan insanın yakalamaya çalıştığı en yüksek mertebe, konuştuklarıyla iyi yaşayabilmektir, hele hele sözlerin pazarda altın değerindeyse, belki tatmin olursun sözlü zihinsel dışkılarından. Bu da bizi Veltiosit’lere getirir:

2. Dolaylı besleme:

Veltiosete (rafineleştirme): Zihinsel dışkıları rafine olan insanlar. Yetenekli konuşmacı. Ender rastlanan zihinsel sindirim yetenekleriyle; Peru’da yaşayan ‘bayağı palmiye misk kedisi’ (Paradoxurus hermaphroditus)ne benzerler. Bu kedilerin yediği kahve meyvesi sindirim sisteminden geçerken midelerindeki proteolitik enzimler, çekirdeklerin içinde kısa peptidler ve serbest amino asitler oluşturur. Kütleler halinde dışkıladıkları çekirdekler, yerel çiftçiler tarafından toplanıp, ayıklanıp, temizlenip, güneşte kurutulup, kavrulduktan sonra, ‘Uchunari kahvesi’ adıyla bilinen, 0 notunu taşıyan, dünya’nın en değerli ve pahalı, kilosu 200 dolar olan kahvesi üretilir.
Bazı yetenekli insanların da, buna benzer eşsiz bir sindirim sistemi vardır beyinlerinde, filtreledikleri olaylar öyle bir şekilde dökülür ki dillerine, paha biçilemez. ‘Boku, koku yapma’ yeteneğidir bu, halk ağzında böyle bilinir. Bu boku da, doğru pazarlama stratejisiyle pahalıya satmak mümkündür, Uchunari kahvesi gibi.

Burada tezat görünen bir durum söz konusudur, dışkısı değerli olan kedi farkında değildir aslında dışkısının fiyatından[P1] . Yani dışkısı hemcinsleri arasında hiç bir getiri sağlamaz, çünkü diğerleri de bu yeteneklere sahiptir aslında Tam da öyle değil işte: ‘Söz dışkısı’ altın olan insan da muhtemelen farkında değildir zihinsel yeteneklerinin, ancak insan türüne özel bir konuyu burada göz ardı etmemek gerekir, dünya’da insan kılığında bir çok yaratık saklanır, insan görünümünde domuz, sinek, böcek mesela, onlar 1a’da belirtilen koprofagia grubuna dahil ve bu gruba has beslenme yöntemlerini seçerler, evet, dışkı yerler. Sonra insan görünümlü melekler, uzaylılar, ruhlar vardır mesela, bunlar da 1b’de belirtilen gonimopoisi grubuna dahil ve bu gruba has beslenme yöntemini seçerler, hayır, dışkı yemezler, dışkıyı esrarengiz bir şekilde absorbe ederler. Bu belli başlı 2 türün dışında çeşitlilik mevcuttur, insan’a has bir yetenek olan taklitleme (imitasyon) sayesinde de insan davranışlarında ‘kılıktan kılığa’ girebilir. O nedenle, dışkı yerken yakaladığınız bir koprofil, sizi farkedince, bir anda gonimopoik olabilir. Schrödinger’in kedisi olarak bilinen ve ‘izlenildiğini farkeden’ canlıların psikolojisiyle de açıklanan bu tarz dönüşüm süreçlerini bu makalede incelememiz mümkün olmadığından, 2. grubun, yani ‘veltioset’lerin özelliklerine odaklanmak istiyorum.
Veltiosis, yunanca geliştirmek, rafineleştirmek anlamında kullanıldığını ve bu özelliğe sahip canlıların da doğanın bir harikası olduğunu vurgulamak gerekir. Tükettikleri zihinsel gıdaları, zihinlerinde gerçekleşen içsel kimyasal-elektriksel süreçlerin sonunda, sadece dışkılamakla kalmayıp, rafine ederler. Rafine edilen dışkıları da, ilk iki gruptaki beslenme alışkanlıklarının ötesinde yaşayan varlıklara – ki bu varlıklar da şüphesiz daha rafine bir zihin yapısına sahiptir – değer katar. Örnek vermek gerekirse, bir bilimsel makale, nasıl konuyla ilgili ihtisas yapmış bir bilim adamına, koprofil zihinli bir yaratıktan, daha değerli geliyorsa, ya da Türk Sanat müziği kulağı gelişmemiş bir insan, nasıl Münir Nurettin’in (büyük veltiosit) zihinsel dışkılarını algılamakta ve öğütmekte güçlük çekiyorsa, veltiositleri birer zanaatkâr, sanatçı, uzman, bilim adamı şeklinde tanımlamak mümkündür. Ancak burada da, sanatçı görünümlü koprofiller ve gonimopoikler  olduğu gibi, veltiositleri sıfatlarla süslemek yada herhangi bir meslek grubuna dahil etmektense, buradan meslekler hususuna geçelim.
İnsanoğlu’nun yarattığı mesleklerin çoğunu bir çatı altında toplamamız mümkün: Dışkı ticareti! İyi günler efendim, yeni ürünümüzü denemiş miydiniz? Piyasa’ya yeni sürüldü, laboratuarlarda uzun bir müddet testleri yapıldıktan ve insan vücudu için çok faydalı olan birleşimi tasdiklendikten sonra burada sizlere sunuyoruz. Bu ürünü kullandığınız takdirde, cildiniz, saçlarınız, vücudunuz  25 yaşınızdaki kusursuzluğuna dönecektir. Ürünü uzun süreler kullandığınız takdirde daha da gençleştiğinizi hissedecek, bu süreci, üç yaşınızdaki oral döneminize döndüğünüzde tamamlayacaksınızdır. Oral döneminize vardığınızda, artık ağzınıza daha fazla kullanma ihtiyacı duymayacaksınız, beslenmeniz de gerekmeyecek bundan sonra. Eksiksiz yaşayıp gideceksiniz. Bunu garantileyebiliriz efendim.
Son olarak, zihinsel besin zincirinin en rahatsız edici iki sınıfını da tanımlamakta fayda görüyorum. Bu sınıf, yukarıdaki bahsi geçen grupların aksine, zihinsel dışkılarıyla ilk aşamada istenmeyen sonuçlar doğurur.

3. Yersiz besleme:

Diarroia (ishal): Zihinsel dışkıları istenmeyen insanlardır. Dışkılama anı sırasında sergiledikleri görüntü, çevrelerinde bulunan insanları son derece rahatsız eder. Dışkıları bu şekilde, istenmemektedir ve halk dilinde zihinsel alış-veriş anında‘ortamın içine etme’ olarak da bilinir. Dışkıları manasız gibi görünür.(sence anlamlı mı bunların  dışkıları)

4. Besleyememe:

Diskoiliotita (kabızlık): Zihinsel dışkıyı bünyesinden atamayan insanlardır. Halk dilinde ‘ketum’ olarak bilinirler (aslında zihinsel dışkıyı atmak istemeyendir ketum) ve kendi bünyelerinde tuttukları dışkı nedeniyle sindirim sistemleri ağır çalışmaktadır. Ağızlarını dışkılamak üzere fazla kullanmadıklarından, dudakları çok ince bir şerit halindedir ve onları dişleriyle sıkça ısırırlar. ( bu tespit biraz abartılı değil mi sence)

Aslına bakılırsa, kimse isteyerek ortamın içine etmek istemez. Dışkılamak ihtimam ve mahremiyet gerektirir medeni toplumda. Ancak nasıl ki, evimize getirdiğimiz bir yavru kedi veya köpek bilinçsizce gözüne kestirdiği köşeye dışkısını bırakabiliyorsa, zihinsel gelişmemiş( zihinsel gelişmemişlik çok daha farklı bir şey aslında, tabii sen bu grubu zihinsel açıdan gelişmemiş olarak tanımlıyorsan o başka) ( bu grub zihinsel dışkısına müdahale edemeyenler gibi bir şey olabilir mi- uzun süreli kabızlıktan sonra istemsiz gelen ishal gibi- evet bence son söylediğim daha uygun gibi) insanlar da yeni girdikleri ortamın ‘içine’ edebiliyor. Diarrotik ve diskoiliotit zihinleri olan insanların geçtikleri eğitimlerden sonra ilk iki gruptaki hemcinslerine katılmaları hedeflenir. Ancak bazı insanlar, zihinsel yapılarını maalesef geliştirememektedir, bir ömür boyu prematüre olarak yaşamaya mecburdurlar.
Bazı durumlarda ise, bu tip prematüre dışkılama yöntemlerinin de bilinenin aksine faydalı sonuçlar doğurduğu da olmuştur. Narin yapılı diarrotikler, içlerinde bulundukları yozlaşmış ortamlarda ‘böyle ortamın içine ediyim’ diye söylenip dışkılama süreçlerini başlatabilirler. Ender de olsa, ortamdakiler, dışkılamalarını anlayışla karşılar, hatta ve hatta dışkıyı değerlendirmek üzere bünyelerine alırlar. Dostoyevski’nin Kumarbaz adlı eserinde, kahraman, içine girdiği birçok ortamda diarrotik dışkılamalar sergiler. Sadece kitabı okuyan bizler değil, hikayede yaşayan diğer şahıslar  da hak verir roman kahramanına.
Diskoilititikler ise kendilerini rahatlatamamaktan ötürü, yaşadıkları nadir zihinsel dışkılama sürecinde çok acı çekerler. Zihinsel dışkıları çok katıdır, bu nedenle paylaşılası bir tarafı da pek yoktur.
Zihinsel dışkılama sürecini yukarıdaki dört grup’ta toplamaya çalıştım, bilimin ve elimize geçen bilimsel araçların gelişmesiyle, muhakkak yeni zihinsel dışkı grupları tespit edilecek, tanımlanacak ve zihinsel süreçleri aydınlatılacaktır. Örneğin dijital doğan çocukların zihinsel dışkı süreçleri henüz çok yeni ve etkilerini gelecekte gösterecektir.
Özetlemek gerekirse, insan beyninin zihinsel sindirim sistemi, henüz tıp tarihinde hakettiği yeri bulamamıştır ve incelemeye değerdir. Fiziksel kabızlık ve ishalin nasıl tedavisi mümkünse, gelecekte de zihinsel kabız ve ishaller ilaçlarla tedavi edilebilecektir. Dün gittiğim eczanede ‘zihinsel ishal oldum, ilacınız var mı’ sorusu üzerine, eczacının bana attığı şaşkın bakışının ilerleyen münakaşamızda kızgınlığa dönüşmesi ve beni eczaneden yaka paça atmasına neden olmasına rağmen eczacıyı suçlamıyorum. Bilinmeyenden korkarız, eczacı da öncesinde hiç duymadığı bir hastalıkla karşı karşıyaydı elbette.
Bu aşamada kendi tedavimi kendim yapmak mecburiyetindeyim velhasıl. Sözcüklerin özünde dışkı olduğunu unutmamak gerekir ve içimde biriktirip dışkılayamadığım ruhumun harabe çöplüğünü bir şekilde zihinsel ‘müsil’ (müsil etkisi yaratan zihinsel algıya tesir edicilerden söz etmek şart bence burada)ilacı bulup bünyemden ya atmalıyım, ya da zihnimin bağırsaklarını başbakan gibi 12 metre kısalttırmalıyım. Yoksa sonum vahim olacak.
Zihinsel dışkımdan artık o kadar çok şey de beklemiyorum eskisi gibi. Veltiosit olup çıkacağım yok neticede, boku koku olarak satmak da değil amacım, olsa dahi ben Uchunari kedisi gibi farkında olmam, sadece çöplüğümün kokusuna dayanamıyorum artık, o kadar. Mide mukozasına yapışıp öğütülmeyen yemekler gibi, sindirilmemişlik kaynıyor içimde. Toksit değerlerim artıyor. İçten zehirleneceğim.
Geri dönüşüm de şart o nedenle, recycling. İstiyorum, ama imkanlar kısıtlı. Ülkemde çöpleri toplayanlar asgari ücret dahi almıyor. Para yok ki. Ya da kalmadı. En harikulade şekliyle de öyle bir zihinsel sindirim sistemi olmalı ki, minimal, ya da yok denilecek kadar az atık ve değersiz görünen dışkı çıkmalı süreçten. Her zihinsel dışkı bir alıcı bulmalı ve çöplükte öyle kullanılıp atılmışlıklar birikmemeli.( Birbirimizin dışkılarıyla beslenerek) Çöplük şişmemeli, cillop gibi olmalı, bir geçiş tüneli gibi anında terketmeli bünyeyi, yada geri dönüşüm bölmeleri olmalı zihnin, oralara ulaşmalı anında, ağırlaştırmadan, çıkmalı geriye dönüştürülmüş şekilde manevi maddeler. ( bu fikri çok tuttum, ama biraz düşününce zihnin zaten bir geri dönüşüm süreci yaşadığını söylemek mümkün . Örneği algılanan veya öğrenilen bilginin kullanılmadığında unutulması- daha sonra yeni bilgiyle beraber kısmen anlam kayması yaşayarak -özellikle de terimlerin- başka bilimlerde kullanılması gibi)
Herkes, kendinin hurdacısı olmalı öncelikle, iyi öğrenmeli bu mesleği. Sonra geri dönüşüm konusunda ihtisas yapmalı, hurdacılıktan gelerek. Aksi takdirde, çöplük, benim örneğimde olduğu gibi, dayanılmaz kokular ve toksinler yaratıyor bünyede. Belki de ölümü ertelemenin en anlamlı uğraşı bu, uzman hurdacılık, belki de tek sorumluluğu insanın şu dünya’da.
Kimin hatası tüketim toplumunun mu? Kimi suçlamalıyım? ABD’yi mi, Avrupa birliğini mi, çöken Sovyet Sosyalistleri mi, yüz değiştirmiş Çin Halk Cumhuriyeti’ni mi? Onlar da emir kulu neticede. Peki ya sanayiciler? Her gün yenisi üretilen ihtiyacımız olmayan malları, bokları koku olarak satan sözde Velitiositler? Hayır, onlar Velitiosit değil, insan görünümlü diarrotikler. Onlar da suçsuz. Bilincinde değiller. Peki ya beyin yetiştirme derdinde olup, çocuklarını yarış atı gibi yetiştiren ebeveyn’ler, öğretmenler? ‘Kariyer’ kelimesini beyinlerimize sokan ve daha kaliteli yaşamlar vadeden ideolojiler? Hurdacılara olumsuzluk yükleyen, Doktor, Mühendis kelimelerini ilahlaştıran zihniyetler? Evet, bence kökünde onlar sorumlu bu çöplükten.
Alın işte, Yüksek Mühendis oldum, fakat bi’ Hurdacı olamadım. Hurdacı olmak istiyorum ben. Fellik fellik sokaklarımı gezip çöp toplamak ve dönüştürmek istiyorum. Anne, efendim yavrum, ben büyüyünce hurdacı olmak istiyorum, aman yavrum o ne demek, evet anne, karar verdim, olur mu yavrum, sen hurdacı olmak için fazla zekisin, notlarına bak, yeteneklerine bak, sen istediğin her şey olabilirsin, büyük adam olacaksın, hem niçin okutuyoruz seni, bak daha neler öğreneceksin.
Hurdacılara acıyanlar, çok şişman insanlar. Şişmanlıkları öyle gözle görülür türden olmayabilir, ama ruhlarının harabe çöplükleri çok şişiktir, gaz yapar o çöplük, sürekli geğirir ya da osururlar istemsizce, ya da hazımsızlık yaşarlar, ağız ve anüs kaslarını fazla sıkarlar, bıçak gibi keskindir sınır kapıları, vizeleri çetindir, konsolosluklarıysa kalın ve yüksek duvarlarla örülü F-tipi cezaevleridir. Giriş bir nebze kolaydır, ama çıkış neredeyse imkansız. Sık sık kabız ya da ishal olurlar. Biliyorum, çünkü ordayım.







 [P1]Aslında burada değer katan insanlara da değinmek gerekmez mi? bu süreçte bu tip insanların sindirimdeki karşlığı nedir acaba?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder